Başarı Özgüven Motivasyon

Çocukluğumuzdan bu yana bize okunan öykülerde hep başarı vardır. Neden başarılı olmamız beklenir? Konumuz motivasyon, özgüven ve başarı.

Başarı bize öykülerde, rekorlar kırmak, zor hedefler belirleyip bu hedeflere ulaşmak veya daha önce hiç yapılamamış şeyleri yapmak olarak yansıtılır.

Bu öykülerdeki başarıya duyulan ilgi, hızlı kalkınma ile bağlantılıdır. Yüksek başarı gereksinimine sahip insanlar, ekonomik başarıya ulaşmanın yollarını arar ve bulurlar.

İki bin yıl önce Yunan düşünürler; insanın rahatlık, mutluluk ve zevk peşinden koşarken acı ve rahatsızlıklardan kaçınma eğiliminde olduğunu söylemişlerdir. Bu eğilime Hedonizm denir. Psikologlar, güdülenmenin temelinde hedonizm olduğunu savunurlar.

“Güdülenme de ne ki?”. Güdü: hedef, niyet anlamına gelir. Sanırım bu daha açık oldu. İçimizde, devamlı ve sebatla çalışmamızı teşvik eden itici kuvvetler vardır. Şuurla yaptığımız hareketler, güdünün yani niyetin doğurduğu bir sonuçtur.

İlkel insanın yaşam savaşı vermesi de bir güdülenmeyi gerektirir. Klasik uygarlıklara geçildiğinde de insanlar yorucu, tekdüze ve beceri gerektirmeyen işlerde çalışmaya başlamışlardır. Ancak zanaatkar tabaka tamamen kendi emeğiyle ortaya çıkardığı üründen, psikolojik doyum sağladığından çalışmaya karşı güdülenmiştir.

Sonrasında makineleşmeye geçilince, bu kez insan bir makine bakıcısı haline gelmiştir. Makineler tüm bedensel yorgunluğu almış ve insanları bedensel çalışmalardan kurtarmıştır. Ancak yeni bir esaret başlamıştır.

Ücret karşılığında çalışmalarımızın, bize toplumda saygın bir yer sağladığını söylüyor Morse. Yapılan araştırmalarda “çalışmadan rahatça yaşamaya yetecek kadar paranız olsa yine de çalışır mıydınız” sorusuna insanları %80’i “ÇALIŞIRIM” demiş.

Düşünün, paranız var hem de çalışmadan yaşamaya yetecek kadar. Niye çalışmak isteriz ki? Çünkü başkaları tarafından beğenilmek ve saygı görmek bizi güdülüyor. Üstelik mesleğimiz ya da sanatımız ile gördüğümüz saygınlık arasında da önemli bir ilişki varmış. Çok dertlenmeyin eğer öyle aman aman bir işiniz yoksa. Çalışmak her koşulda çalışmamaya göre daha saygınmış. Bu arada, işsiz kaldığımızda saygınlığın azaldığını söylemiştik ya, bu durum ağırlıklı olarak erkekler için geçerli. Hanımlar bir süre daha bu durumu dert etmeyebilir.

Nereden geliyor bu gereksinimler? Maslow, insanın temel gereksinimlerinin doğasında olduğunu söylüyor. Bir üçgen düşünün. Alt sırayı tamamlayınca, bir üst sıraya geçmek istiyorsunuz.

En alt sırada açlık, susuzluk gibi bedensel ihtiyaçlar var. Sonra güvenlik istiyoruz. Bir üste geçince bağlanmak istiyoruz, sevgi arıyoruz. Sonra saygın olmak istiyoruz. Yavaş yavaş piramidi tırmanıyoruz. Ve yukarılarda kendini gerçekleştirmek yer alıyor.

Bazılarımızda bu sıra değişebiliyor, mesela saygınlık, “sevgi ve bağlanma”dan önce gelebiliyor.

McGregor’a göre ise tipik insan daha farklı. Tipik insan tembel. Denetlenmez ve gerekli koşullarda ceza verilmezse çalışmaz. Sadece yönetilmek ister çünkü sorumluluk almaktan kaçınır.

Motivasyon süreci, kendimizi tatmin etmeye çalışmamızla başlar. Bu süreç, bizim bir amaç için hareket etmemizi sağlar.

Motivasyon için, inanmak, özgüven ve yetenekleri ortaya çıkarmak şart. Motive olan insan, beklemeden onu motive eden konuyu seçer ve onun üzerinde azim ve kararlılıkla zaman harcar.

Azim ve kararlılıktan kasıt, bir programa bağlı kalmak. Mason Currey Günlük Ritüeller kitabında, başarıyı hayatlarında yakalayan; bilim insanları, yazar ve şairlerin günlük ritüellerinden bahsediyor. Benjamin Franklin gününün tamamını bölümlere ayırarak planlıyorken, Scott Fitzgerald, düzenli olarak sabah 11’den akşam 5’e kadar kendini yazmaya zorluyor. Nikola Tesla, öğlen geldiği iş yerinde, gece yarısına kadar aralıksız çalışıyor. Kısacası, ilham falan yok, daha çok azim ve kararlılık var.

Motivasyonumuz içsel olarak gerçekleşmişse, aktivitenin içinde bizzat yer alır ve sonuca ulaşmayı hedefleriz. Öğrenmeye çalışırken ezberlemez, anlamaya çalışırız. Hatalarımızla yüzleşir, gelişimimizi aralıklarla tartarız. Diğer taraftan dışsal motivasyonda, kaynak dışarıdadır, bir ödül kazanmak için veya bir cezadan kaçınmak için bir faaliyette bulunuruz. Yani zorlamadır.

Başarı motivasyonu düşük kişiler, başarısız olmamak için uğraştırıcı işlere girmek istemezler. Onun yerine, kolay veya çabuk erişilebilecek amaçlar koyarlar hedeflerine.

İnsan motive olurken amaçlarını belirler ve ardından kendisine şu soruyu sorar “başarabilecek miyim?”. Bu sorunun cevabının altında özgüven yatar. İnsan kendini yeterli bulur ve başaracağına inanırsa, motivasyonu artar.

Aynı yeteneğe sahip olan insanlar arasında, özgüvenli olanlar öğrenme ve başarmaya daha fazla eğilimlidirler.

Özgüvenli insanlar hata riskini alır, kimseyi suçlamaz ve sorumluluğu üzerlerine alırlar. Kendilerinin ve başkalarının güçlerini ve başarılarını kabul ederler. Hayatta iş ve eğlence arasında bir denge kurarlar.

Düşük özgüvenli insanlar, eleştiriyi reddederler. Hata yapmamak için risk almaktan çekinirler. Değişmek istemezler. Dış görünüşe ve gösterişe hayliyle önem verirler. Başkalarını aşırı derecede eleştirme eğilimindedirler.

Peki biz nasıl başaracağız? Önce doğru “hedefi” belirlemeliyiz. Hedefimiz zor ancak ulaşılabilir olmalıdır. Hedefimize ulaşmak için, davranışlarımızı hedefe kadar sürdürmeliyiz. İç çatışma yaşamadan, çaba sarf etmeli ve motivasyonumuzu canlı tutmalıyız. Belli dönemlerde, nerede olduğumuza bakmalı ve hangi ara hedefi tamamladığımızı görmeliyiz. Bunlar bize başarıya giden yolda mutluluk yaşatacaktır.